nükleer enerji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nükleer enerji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Şubat 2014 Perşembe

Fukushima Kâbusu Hiç Bitmeyecek mi?



http://fukushimaupdate.com/wp-content/uploads/2013/08/storagetanks-aerial.jpg

2011 Martında yaşanan nükleer felâket üçüncü yılına girerken, Fukushima Daichii Santrali’nde deyimin tam anlamıyla bir türlü “sular durulmuyor.” 

Nükleer kazada zarar gören nükleer aksam su havuzlarında soğutuluyor ve radyoaktif kirlilikteki tonlarca su tanklarda tutuluyor. Ancak durum bununla kalmıyor. Çünkü suların depolanması, depolanmış suların sızdırılmadan tutulması ve bu suların temizlenme işlemleri büyük risk, zaman ve maliyet gerektiriyor.

Örneğin, hasarlı reaktörlerin havuzlarda soğutulması sonucunda, hâlen tanklara depolanarak tutulan 350 bin ton radyoaktif kirlilikteki suya her gün 400 ton daha eklenmekte. Depolama maliyetleri bir yana, santralden sorumlu Japon devlet şirketi TEPCO, bir yandan da radyoaktif suları temizleme gayretinde. Şirkete göre önümüzdeki Ekim ayında Japonya, günde yaklaşık 1,960 ton radyoaktif su arıtabilecek.

http://fukushimaupdate.com/wp-content/uploads/2014/02/water-tank-workers.jpgTEPCO arıtma işlemini ALP (Advanced Liquid Processing) Sistemi adı verilen bir tür makinayla gerçekleştiriyor. “Multi-nüklid temizleyici” şeklinde tanımlanan bu makine, Trityum (radyoaktif hidrojen) dışında 63 çeşit radyoaktif maddeyi kirli sudan temizleyebiliyor. ALPS’nin günlük kapasitesi 750 ton. Ancak düzenli kontroller ve parça değişimi için durdurulması gerektiği için 560 ton civarı arıtma yapabiliyor.

Bununla beraber TEPCO, Ekim ayında ikinci bir ALPS’yi devreye sokmayı planladığını duyurdu. Öte yandan Japon Hükümeti de Sonbahar’da 500 tonluk bir üçüncüsünü kullanıma sunacak. Böylece önümüzdeki Kışa doğru radyoaktif suların temizlenme kapasitesinin yaklaşık 2000 tona çıkarılması bekleniyor. Temizlenmeyle, suyun denize dökülmesi durumunda zararlı etkilerinin azalmış olacağı bekleniyor.
http://fukushimaupdate.com/wp-content/uploads/2014/02/storage-tank-cleaning.jpg
Bilindiği gibi geçtiğimiz Nisan ayından itibaren Fukushima’daki depolama tanklarından sızıntı haberleri gelmeye başlamıştı. Haziran-Temmuz aylarında  uzmanlarca  “ciddi kaza” ya da “3. derece nükleer alarm” olarak nitelenen radyoaktif sızıntılar gerçekleşmişti. Fukushima sahilindeki santral alanından Büyük Okyanus’a  sızan radyoaktif sular Amerika’da dahi endişeye yol açmıştı. Ancak o gün bugündür Fukushima’daki radyoaktif sularla ilgili rahat bir nefes alınmış değil.

TEPCO en son, Şubat ayının ortalarında bir tank sızıntısı haberi daha verdi.  100 ton kadar olduğu belirtilen radyoaktif sızıntıya insan hatasının neden olduğu anlaşılıyor. Çünkü TEPCO’nun verdiği bilgiye göre, büyük depolama tanklarından birinin kapağı yanlışlıkla açık bırakılmış.

Denizden 700 metre kadar uzaklıkta, 30 bariyerli tank bölgesinde, bariyerlerin birinin içerisinde 7 ayrı yerde sızıntı tespit edildi. 4.Reaktör yakınlarındaki tanktan kaynaklanan bu sızıntıyı, devriye gezen bir işçi farketti. Yapılan ilk ölçümlerde litre başına 230 milyon bekerel, beta ışını yayan radyoaktif  Strontium 90 izotopları bulundu. Japonya’nın kabul ettiği yasal radyoaktivite sınır değeri ise litre başına 30 bekerellik Strontium’dur.

TEPCO yetkilileri, son sızıntının Okyanus’a karışmadığını çünkü bölgeden denize ulaşan su arkı, kanalizasyon gibi yolların bulunmadığını söylüyor. Ancak daha önceki sızıntı tecrübeleri halkın güvenini sarsmış durumda. TEPCO sözcüsü Masayuki Ono basına verdiği demeçte şunları söyledi: “Çeşitli önlemler alıyoruz. Fakat böyle bir sızıntıyla halkı endişeye sevkettiğimiz için özür dileriz.”

Fukushima’daki nükleer aksamın soğutulma işleminin ne zaman sona ereceğini kimse bilemiyor. Ama 5-10 yıl gibi kısa bir sürede böyle bir sonuç beklemenin hayâlden öte olmadığı bilimsel olarak ortada. Dolayısıyla soğutma havuzlarındaki suyu depolama, depolanan suyu temizleyip imha etme meselesi Japon devlet adamları ve Japon halkı için âdeta hiç bitmeyecek bir kâbusa dönüşmüş durumda.

Kışa doğru, temizleme kapasitesi 2000 tona çıkarılması beklenen ALP Sistemi ile en azından depolama kısmının sürdürebilir hale gelmesi umuluyor.



http://www.telegraph.co.uk/news/worldnews/asia/japan/10650520/New-radioactive-leak-at-Fukushima-nuclear-plant.html

27 Eylül 2013 Cuma

Fukushima’daki Sızıntı Tokyo Olimpiyatları’na da mı Bulaşıyor?








Geçtiğimiz Eylül ayında, 2020 Olimpiyatları’nı İstanbul ve Madrid’le birlikte finale kalan Tokyo kazanmıştı. Japonya Başbakanı Shinzo Abe, Buenos Aires’te yapılan seçmeler sırasında Tokyo’ya 240 km uzaklıktaki Fukushima’da bulunan nükleer santraldeki sızıntılara ilişkin “kontrol altında” ifadesiyle bir tür garanti vermişti.

Bilindiği gibi 2011’in Mart ayında yaşanan 9 şiddetindeki deprem ve ardından gelen dev tsunamiler Fukushima’da, Çernobil’den sonra en büyük nükleer felakete yol açtı. Japonya 50 nükleer reaktöründen çalışır durumda olan sonuncusunu da Eylül ayı ortalarında belirsiz bir tarihe kadar durdurdu. Ancak Fukushima Daiichi Santrali’ndeki nükleer kazada zarar gören dört reaktörün hasar gören üniteleri Japonya’nın başını ciddi şekilde ağrıtmaya devam ediyor. Halen, su havuzlarında soğutulan santral aksamlarının oluşturduğu radyoaktif olarak kirli su, yeraltında ve üstünde art arda inşa edilmekte olan binlerce tank içinde bekletiliyor. 

ABD Enerji Bakanlığı’na göre Fukushima Daiichi Nükleer Sanrali’ndeki havuzlarda hasar görmüş 11.138 nükleer aksam var. Hasar görmüş yakıt çubukları dâhil anılan aksamın uzun ömürlü radyoaktivitesi, kabaca 336 milyon küri miktarında. Bunun 134 milyon kürisi cesium-137 elementine ait. Uzmanlar bu miktarın Çernobil’de ortaya çıkan cs-137’den 85 kat fazla olduğunu söylüyor.
Gerçekten de TEPCO yetkilileri Eylül başında, sızıntılardan alınarak ölçülen gama ışınının bir önceki ölçüme göre 18 kat artıp insanı dört saat içinde öldürebilecek seviyeye ulaştığını duyurdu.

Image: Fukushima spent fuel pool
Mayıs 2011'de 4 Nolu reaktörün hasarlı nükleer aksan soğutma havuzundan alınan fotoğraf/AP

Uzmanlara göre ağır radyasyona maruz kalma, yangın ve olası nükleer patlamaları önlemek için havuzlarda tutulan radyoaktif malzemenin ağır zırhlı yapılardaki suyun içinden sağlam ve kuru varillere aktarılması gerekiyor. Ancak daha önce hiç denenmemiş yüksek tehlike taşıyan bu işlemi uygulamak henüz mümkün değil. Dolayısıyla santralin radyoaktif kirlilikten arındırılması çalışmaları, halen bulunan yerde ve kestirilemeyen miktarda zaman, işgücü, inşaat, finans ve su harcanarak devam edecek gibi görünüyor. 

Bununla beraber felaketten iki yıl sonra, geçtiğimiz Nisan ayında tanklardan birindeki sızıntının toprağa ve dolayısıyla Pasifik Okyanusu’na yayılma tehlikesi Fukushima’da yeniden nükleer alarm vermeye başladı. Bunu, ilgililerin Haziran ve sonrasındaki nükleer sızıntı demeçleri izledi. Santrali işleten TEPCO şirketinin Haziran ayında verdiği bilgilere göre tankların birinden her 3-4 saniyede bir, bir damla radyoaktif su damlıyordu. O tarihlerden bu yana sızıntının miktarında büyük artış gözlendi. 

Japonya Başbakanı Abe, Olimpiyat seçmelerinin ardından 19 Eylül’de radyoaktif suyu engelleme çalışmalarını kontrol amacıyla Fukushima Daiichi Nükleer Kompleksi’nin 1 No’lu Santrali’ni ziyaret etti. Ziyaret sonrasında, sızıntıların engellendiği konusundaki ısrarını devam ettirdi. Ancak ne uzmanlar ne de Tokyo Belediye Başkanı aynı görüşte. 


Abe tours Fukushima disaster site 
 Başbakan Abe (sağdan ikinci) TEPCO yetkilileriyle 1 Nolu Santral'de.


TEPCO uzmanlarına göre 4 santralin bulunduğu geniş alana, çevredeki dağlardan günde yaklaşık 1000 ton radyoaktif yer altı suyu sızıyor.  Buna karşın,sadece 1 numaralı tanktan tahminen günde en az 400 ton radyoaktif yer altı suyu Pasifik’e karışmakta. , TEPCO daha Ağustos ayında tek bir tanktan 300 ton radyoaktif su sızdığını tespit etmişti. 

Bölgedeki dolu tankların sayısı şimdilik 1100’e yakın. Ağustos sonu itibarıyla zaten 138 olimpik yüzme havuzunu dolduracak miktardaki 330.000 ton kirli suyun, her geçen gün artması kaçınılmaz bir sonuç. Tam da bu akıbet nedeniyle TEPCO, Tokyo’nun 220 km kuzeydoğusundaki ormanları kesip gelmiş geçmiş en büyük radyoaktif su tankı alanını oluşturmaya başladı bile. 

 

Radyoaktif suyun tutulduğu tankların neredeyse her koşulda yaşamsal tehlikelere gebe olduğu düşünülüyor. TEPCO yaptığı incelemeler sonucunda sızıntıya, soğutma havuzlarının demir levhalarındaki gevşek 5 vidanın sebep olduğundan şüphelendiğini duyurmuştu. Vidaların gevşemesine Mart ayında gerçekleşen elektrik kesintisinin yol açtığı düşünülüyor. İşin enteresan yanı, elektrik kesintisinin sebebi olarak da elektrik düğmelerinin bulunduğu panele girip orada öldüğü belgelenen 15 cm. uzunluğundaki bir fareden şüphelenilmiş olması.

Elektrik kesintisine sebep olduğu sanılan farenin kalıntıları

Öte yandan Japon Enerji Ekonomisi Enstitüsü Müdürü Tsutomu Toichi, TEPCO’nun Fukushima’nın temizlenme işiyle baş edemeyeceğinin ortada olduğunu, dolayısıyla devletin bunu halka anlatıp acil ekonomik önlemler alması gerektiğini söylüyor.

Tokyo Belediye Başkanı Naoki Onese, 23 Eylül’de bir demeç verip Başbakan Abe’nin Olimpiyat Komitesi’ne yalan söylediğini, ne o tarihte ne de şimdi Fukushima’daki radyoaktif suların kontrol altına alınabildiğini ileri sürdü. Başkan’a göre devlet bu “ulusal” soruna “gerçek bir çözüm” aramalı ve ailen Olimpiyat Komitesi’nden finansal yardım istemeli.

OECD’ye bağlı Dünya Nükleer Ajansı’nın 2013’te yayımladığı Fukushima Nükleer Kazası Raporu, Onese’nin ifadelerini destekler nitelikte: “Güvenliği sağlamak ulusal bir sorumluluk olsa da geniş kapsamlı potansiyel kaza sonuçları nedeniyle küresel bir sorun teşkil etmektedir.”

Fukushima’dan sonra Japon bilim insanları -deprem ya da tsunami büyüklüğü veya bir farenin nükleer santraldeki elektrik paneline girme ihtimali gibi- doğanın getirebileceği felaketlerin bilimsel anlamda öngörülemeyecek büyüklüğe varabildiğinin altını çizmişti. Dolayısıyla öngörülemeyecek büyüklükteki tehlikelerin sebep olabileceği nükleer kazalar ve bunların çeşitli sonuçlarıyla baş etmenin yöntemlerinden söz etmek mümkün görünmüyor. 

Gerçekten de bugün Japonya, temizleme ya da imha etme yolu bilinmeyen ucu belirsiz tonda radyoaktif suyu depolayıp ucu belirsiz bir zamana kadar toprakları üstünde tutmayı başarmakta büyük zorluk yaşıyor. O kadar ki Fukushima felaketinin toplum sağlığına, çevreye ve ekonomiye çıkardığı ağır reçetelerle âdeta bir ulusal varoluş sorunu haline geldiğini söylemek bile mümkün. Bu fotoğrafa bakıp da Fukushima faciasının Japonya’ya Tokyo Olimpiyatları’nın sevincini unutturabileceğini kestirmek işten bile değil.

Dr. Emine Sonnur Özcan

http://www.healthcareasia.org/2013/over-1000-tons-of-fukushima-water-dumped-after-typhoon/
http://www.tokyotimes.com/2013/fukushima-over-1000-tons-of-toxic-water-leaked-after-typhoon/
http://ajw.asahi.com/article/0311disaster/fukushima/AJ201309180074
http://fukushimaupdate.com/

30 Mart 2012 Cuma


 


Nükleere Hayır! Çünkü... 
Fukuşima Dayçi Nükleer Santrali, Japonya


Bilindiği gibi Sayın Başbakanımız geçtiğimiz hafta, Nükleer Güvenlik Zirvesi kapsamında Seul’deydi.  Zirve kapanışında yaptığı konuşmalarda Fukuşima ve diğer nükleer kazalara atıfla, nükleer güvenliğin altını çizen Başbakanımız,  “Liderler olarak bizlerin nükleer güç üretme programlarına kamuoyunun güveninin sağlanmasında öncelikli sorumluluğu bulunuyor” dediler…  Ardından da şunu eklediler: “Gerek nükleer emniyet,  gerek güvenlik alanında edinilen deneyimler,  bütün uluslararası toplumun yararına olacak şekilde paylaşılmalıdır.”

Yine geçtiğimiz haftalarda, önümüzdeki sene Rusya tarafından yapımına başlanacak olan Mersin, Akkuyu Nükleer Santrali için atılan adımların hızlandırılması yönünde Sayın Başbakan’dan kamu kurumlarına bir talimat iletildiği duyuruldu. Bir nükleer enerji karşıtı olarak, bu talimatın da etki ve endişesiyle, nükleer santrallerin tehlikelerine ilişkin fikir verecek bilgileri burada  paylaşma ihtiyacı duydum.

Aktaracağım bilgilerin teorik bilgilerden oluşmasının, çoğu okur için pek bir anlam taşımayacağı endişesiyle, konuyu gerçeklerden hareketle ortaya koymaya çalışacağım. Fukuşima felaketinden sonra Japonya devleti, bilim adamları, yerel yönetimleri ve Japon halkının yaşadıkları ve aldıkları kararlar nelerdir? Öncelikle, The Newyork Times’ın enerji ve çevreye ayırdığı sayfadaki derli toplu Japonya-Fukuşima kronolojisinin bana yol gösterdiğini söylemeliyim.  Umarım bu sayede, Sayın Başbakan’ın işaret ettiği gibi, “edinilen deneyimlerin paylaşılmasına” ben de küçük bir katkıda bulunabilirim…

11 Mart 2011 tarihinde  Japonya’da meydana gelen 9.0 şiddetindeki deprem ve ardından oluşan dev tsunamiler, Fukuşima’da bulunan Daiichi Nükleer Santrali’ndeki üç adet nükleer reaktörü vurdu. Radyoaktif sızıntı, patlamalar ve yangınların yaydığı radyoaktif gazlar nedeniyle ölen ve kaybolan insanların sayısı en az 22.000’di. 90,000’in üzerinde insan bulundukları bölgeden tahliye edildi. Fukuşima’nın 274 km. uzağındaki Tokyo’daki evlerin musluklarından akan suda radyoaktif maddeler tespit edildi. Ayrıca sebzelerde ve hayvanların etlerinde de radyoaktif partiküller bulundu.

Reaktörlerin kontrol altına alınması mümkün olamıyordu. Çünkü kontrol ekiplerinin ölümcül radyoaktif seviyelerdeki reaktörlerin içerisine girip müdahale etmeleri âdeta intihar anlamına geliyordu. Hatırlanır mı bilmem, o günlerde intihar ekiplerinden dahi söz edilmekteydi. Nihayet çok yoğun soğutma çalışmaları sonucunda kısmî kontrol 8 ay gibi uzun bir zaman aldı.

Kısmî diyorum, çünkü daha iki-üç gün önce Anadolu Ajansı’nın geçtiği bir haberde, felaketin ikinci yılında Fukuşima’daki 3 reaktörden çekirdek erimesi görülmeyen 2 numaralı reaktörde ölümcül düzeyin 10 katı radyasyon tespit edildi. Yetkililere göre bu şartlarda özel aletler bile en fazla 14 saat dayanabilmektedir. Ve diğer iki reaktör, hiçbir şekilde yakından incelenemediği için, mevcut tehlikenin boyutları hâlâ ölçülememektedir…

Tekrar geri dönersek, Kasım 2011’de, şimdiki Japon Başbakanı  Yoshihiko Noda, yaşanılanın Çernobil’den sonra en büyük nükleer felaket olduğunu deklare etti.  Japon devleti yaşanılan felaketten o kadar rahatsız olmuştu ki daha iki ay sonrasında o zamanki Başbakan Naoto Kan, Japonya’nın enerji politikaları için “yepyeni bir başlangıç” ortaya koyuyordu.  Yeni nükleer santral planlarından tamamen vazgeçilmişti. Yeni politika, ağırlıklı olarak yenilenebilir enerjiye ve güvenirliğe dayanacaktı. Kan, bir ay sonra daha da kararlı bir şekilde, Japonya’nın nükleer enerjiye bağlılığının zaman içinde azaltılıp hepten bertaraf edileceğini açıkladı. Şöyle diyordu Kan: “Fukuşima kazası, teknolojinin taşıdığı tehlikeleri gözler önüne sermiştir.”

Fukuşima'daki nükleer felaket sonrasında, kontrollerden bir kare...

Felaketten bir yıl sonra, Japonya’da bulunan 54 reaktörden 52’sinin üretimi durduruldu. Nisan ayında Japonya’nın çalışan son reaktörü de kapatılacak. Yeni Başbakan Noda, yerel yöneticilerin onayı alınmadan hiç bir nükleer reaktörün yeniden çalıştırılmayacağını söyledi.


Peki, en şiddetli depremlerde bile tek kişinin burnu kanamayan Japonya’da, nasıl olmuştu da böyle bir felaket öngörülememişti? O Japonya ki teknolojisiyle dünyanın en gelişmiş ülkeleri arasındadır. Üstelik, bilimsel araştırmalar bakımından, Bilimsel Atıf  İndeksi’ne (SCI) giren dergilerde yayınladıkları makale sayısı, dünya sıralamasında üçüncülüğe oturmuş durumdadır (meraklısı için, 2001 verileriyle, Türkiye’nin yeri 25. sırada).

Japonya’nın nükleer enerji işletmeciliğini yapan TEPCO isimli kurumun bu soruya da cevap oluşturan ifadesinin, tek başına, tüm dünyanın nükleer enerji santrali yapımından vazgeçmesi için yeterli olduğunu düşünmekteyim: “9.0  şiddetinde bir deprem ve 13,7 metreye varan tsunamiler, bilim adamlarının tüm tahminlerinin üzerindeydi.”

Demek oluyor ki dünya üzerinde belli bir coğrafyaya doğanın ne boyutta bir felaket göndereceği günümüz bilim adamları tarafından öngörülemiyor. Velev ki o coğrafyanın bilim adamları dünya sıralamasında üçüncü olsunlar… Tıpkı, muhtemel bir nükleer çevre felaketinde o coğrafyanın ne yöntemle temizlenmesi gerektiğini dünya üzerinde bilen tek bir bilim adamının olmadığı gibi…