3 Nisan 2012 Salı

GDO’lu Gıdalar Hayvanları Öldürüyorsa Neden Bizleri de Öldürmesin?







Galiba artık hemen herkesin, Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) hakkında az çok bir fikri var. Ama çok kısaca hatırlatalım: GDO, belli bir organizmanın genlerinin bir başka organizmanın genlerine aktarılmasıyla oluşuyor. Genler genellikle hayvanlar, bitkiler, böcekler, bakteriler veya virüslerden alınarak bitkilerin genlerine yerleştiriliyor. Amaç ne? ürün artışı ve dayanıklılık gibi daha fazla kâr elde etmeyi sağlayacak değişiklikler. Örneğin domatesi ele alalım: Kutup balığının donmaya dayanıklılık sağlayan geni alınıyor, domatese transfer edilerek domatesin donmasının önüne geçmeye çalışılıyor. Ya da hamam böceğigillerden kabuklu bir hayvanın kabuğunu oluşturan gen alınıp domatese aktarılarak bitkinin/meyvanın kabuğu kalınlaştırılıyor ki kolay ezilmesin, raf ömrü daha fazla  olsun. Bu örnekler artırılabilir… 


GDO’lu ürünlerin yelpazesi, başta mısır, soya ve kanola olmak üzere patates, domates, fasulye, salatalık ve daha birçok tahıl, meyve, sebze ve hatta hayvanlara kadar uzanıyor. Nisan 2011’de Çin’de,  anne sütü veren ineğin basına tanıtıldığını hatırlatmak isterim.  Dolayısıyla amaca hizmet adına her türlü yanlış ve günahı mübah gören Makyavelist modern bilim, sadece bitkilerin genlerine değil, hayvanların genlerine de müdahale edilebiliyor. Daha ötesinin olamayacağını; yani insana hayvan ya da bitki geni transfer edilemeyeceğini kimse iddia edemez öyle değil mi?

GDO meselesinin her biri ayrı ayrı müzakereye muhtaç etik, teolojik, fizyolojik, sıhhî, ekolojik vb. pek çok yanı var. Bu yazıyla benim ortaya koymak istediğim taraf, GDO’nun bilimsel deneylerle kanıtlanmış ölümcül zararları olacak.

Hâlihazırda Türkiye, devlet eliyle GDO’lu tahıl üreten dünya kartellerinin 13 çeşit ürününün ithaline izin vermiş durumda. Bilindiği gibi gerek ilgili Kurul ve gerekse Tarım Bakanı Sayın Mehdi Eker, hayvanların yediği GDO’lu yemlerin insanlara hiçbir şekilde zarar vermeyeceğini iddia ediyorlar.

Bu noktada iki önemli soru beliriyor: Yemleri yiyen hayvanların sağlıkları bizi hiç mi ilgilendirmez? Hayvanların etleri, sütleri, yumurtalarını vs. tükettiğimizde herhangi bir zarar görmeyeceğimize ilişkin yeterli bilimsel veri var mı?

İlk sorunun cevabı belli: Hayvanların bu yemleri yemekten doğacak hastalık ve ölümleri kesinlikle kimsenin umurunda değil! Peki, bu konuda yapılmış bilimsel araştırmalar neler söylüyor? İngiliz ve Kanadalı bilim adamları, Microbial Ecology in Health and Disease isimli bilimsel dergide yayınladıkları makalede, GDO’lu gıda ve yemlerin kanıtlanmış 12 zararını şöyle ortaya koydular: 


YAVRULARDA ERKEN ÖLÜM: 2005 ve 2006 yılları arasında, Rusya Bilimler Akademisi’nden bilim adamları genetiği değiştirilmiş soya ile fareleri beslediler. Bu fareler, aşırı derecede küçük yavrular doğurdu. Yavruların yarısından fazlası 3 hafta içinde öldü. Sonuçlar bilimsel dergi ve konferanslar olmak üzere yedi ayrı yerde yayımlandı.

ALERJİ: 2004 ve 2005 yılları arasında, Hindistan'ın Madya Pradeş bölgesinde GDO’lu pamuğa mâruz kalan yüzlerce tarım işçisi ve pamuk üreticisi, Madya Pradeş, Hindistan, pamuk işleyicileri ciddi alerjik rahatsızlıklar yaşadı. Vaka incelemesi ve sonuçları Science and Society isimli dergide 2006’da yayımlandı.

GDO'LU ÜRÜN YİYEN KOYUNLAR ÖLDÜ: 2005 ve 2006 yılları arasında, Hindistan'ın Andra Pradeş şehrindeki Warangal bölgesinde, dört ayrı köyde GDO’lu pamuk hasat artıklarını yiyen binlerce koyun öldü. Vaka incelemesi ve sonuçları Science and Society isimli dergide 2006’da yayımlandı.

AKCİĞERDE İLTİHAP: 2005 yılında, Canberra, Avustralya’daki Commonwealth Scientific and Industrial Research Organization‘daki bilim adamları, normalde zararsız bir protein içeren bir transgenik fasulyeyi farelerde test ettiler. GDO’lu fasulye, farelerin akciğerlerinde iltihaplanmaya neden olmuştu. Ayrıca, fasulyenin içine dahil edilen yabancı proteinin, diğer besinlerdeki proteinlere karşı da hassasiyeti kışkırttığı ortaya çıktı. Deney sonuçları 2005 ve 2006’da iki ayrı bilimsel dergide yayımlandı.

AKCİĞERDE SORUN VE PROTEİN HASSASİYETİ: 2005 yılında, Canberra,  Avustralya’daki Commonwealth Scientific and Industrial Research Organization‘daki bilim adamları, normalde zararsız bir protein içeren bir transgenik fasulyeyi farelerde test ettiler. GDO’lu fasulye, farelerin akciğerlerinde  iltihaplanmaya neden olmuş ve fasulyenin içine dahil edilen yabancı proteinin, diğer besinlerdeki  proteinlere karşı da hassasiyeti kışkırttığı ortaya çıktı. Deney sonuçları 2005 ve 2006’da iki ayrı bilimsel dergide yayımlandı.

AKCİĞER, PANKREAS VE TESTİSLERDE SORUN: İtalya’daki Urbino, Perugia ve Pavia Üniversitelerindeki bilim adamları, 2002'den 2005'e kadar yayınladıkları raporlarda GDO’lu soyalarla beslenen genç farelerin pankreas, akciğer ve testis hücrelerinin etkilendiğini ortaya koydular. Sonuçlar dört ayrı bilimsel dergide yayımlandı.

BEŞ KÖYLÜ ÖLDÜ BİRÇOĞU DA HASTA: 2003 yılında, Filipinlerin güneyindeki köylüler, Monsanto'nun GDO’lu ve hibrit mısırları çiçeklenmesiyle, gizemli hastalıklara yakalandılar. Köylülerin kanlarında bu ürüne karşı koyan antikorlar tespit edildi. Nedeni belirsiz en az beş ölüm vakası yaşandı. Bazılarının hastalıkları hâlen devam etmektedir. Vaka incelemesi ve sonuçları Science and Society isimli dergide 2006’da yayımlandı.

BÖBREK VE KANDA ANOMALİLER: 2004 yılında Monsanto'nun gizli araştırma dosyası, GDO’lu mısırlarla beslenen sıçanlarda ciddi böbrek ve kan anormallikleri olduğunu gösterdi. Ayrıntılı bilgiler www.gmwatch.org adresinde yayımlandı.

İNEKLER ÖLDÜ: 2001 ve 2002 yılları arasında, Almanya’nın Hesse bölgesinde GDO’lu mısır yedirilen bir düzine inek öldü. Ayrıca ineklerde pek çok hastalığa sebep oldu ve hasta hayvanlar kesilerek telef edildi. Vaka incelemesi ve sonuçları Science and Society isimli dergide 2004’te yayımlandı.

ORGAN YETMEZLİĞİ GÖRÜLDÜ: 1998 yılında, İskoçya’da Arpad Pusztai ve arkadaşları GDO’lu patatesle beslenen farelerin tüm organ sistemlerinde hasar meydana geldiğini tespit ettiler. Sonuçlar 2003 yılında İskoçya’da, uluslararası bilimsel bir dergide yayımlandı.

BARSAKLARDA SORUN: Aynı sene (1998) Mısır’daki bilim adamları benzer etkileri GDO’lu patatesle beslenen farelerin barsaklarında da buldular. Sonuçlar 1998’de Nat Toxins isimli bilimsel dergide yayımlandı.

MİDELERDE DELİK: ABD Gıda ve İlaç Kurumu’nun (FDA) 1990'ların başına tarihlendirilen verilerinde, GDO’lu domatesle beslenen farelerin midelerinde küçük delikler açıldığını ortaya koydu.

TAVUKLARI ÖLDÜRDÜ: 2002 yılında, Aventis firması’nın (daha sonra Bayer CropScience) İngiliz karar mercilerine gönderdiği veriler, GDO’lu mısırla beslenen tavukların ölme ihtimalinin diğerlerine göre iki kat daha fazla olduğunu gösteriyor. Bilgiler, Science and Society isimli dergide 2004’te yayımlandı.



            Görüldüğü gibi yukarıdaki 12 kanıt, GDO’lu gıdalarla beslenen hayvanların ölüm ve çok çeşitli ölümcül hastalıkla ve soylarının tükenmesiyle karşı karşıya olduğunun;  dahası, GDO’lu ürün tarımı yapan insanların da çeşitli hastalıklara yakalandığını ortaya koyuyor.
 
Dinî sorumlulukları, merhameti, bilim etiğini bir yana bırakalım. Hadi biz de Batılılar gibi pragmatist bir gözle bakalım: hayvanları gözden çıkarmak akıllıca mıdır? Hayvanların soylarının tükenmesi insanoğlunun soyunun tükenmesi tehlikesini de getirmiyor mu?


Diğer yandan, küresel dev şirketlerin devletlerin akademileri üzerindeki baskıları sonucu GDO’lu gıdaların insan organizması üzerindeki yıkıcı etkileri henüz bilinemiyor. Ama iki çocuk annesi olarak, şöyle bir mantık yürütmenin son derece yerinde olduğunu düşünüyorum: Çağdaş tıp bizlere emzikli bir kadının yiyip içtiğinin, sütü aracılığıyla bebeğine yarar ya da zarar vereceğini öğütlüyor. Örneğin, ilaç içildiği günlerde bebeği emzirmememizi sıkıca tembihliyor. O halde nasıl oluyor da hayvanlar üzerindeki zararları bilimsel deneylerle kanıtlanmış GDO’yla beslenen hayvanların sütleri, etleri, yumurtaları bizleri “kesinlikle” etkilemiyor?

Ülkemizde GDO’lu yemler tüketen hayvanların ürünlerini içeren gıdaların etiketlenmesi zorunluluğu yok. Olsa dahi, üzerinde etiket olmayanların gerçekten GDO’suz olduğuna nasıl inanacağız? Derim ki görece yolun başındayken zarardan dönelim. Yüce Allah’ın âyetinde (Nisa:119) buyurduğu gibi şeytana uyup, O’nun yarattığını değiştirmeyelim. 

2 yorum:

Aleksi dedi ki...

merhaba,
yazınızda bahsettiğiniz akademik dergilerde yayınlanan makaleleri referans listesi olarak yayınlamanız mümkün mü yazınızın sonunda?

çok teşekkürler

Cem

-- dedi ki...

Merhaba Emine Hanım,
twitter mesajı da gönderdim. Ama daha derli toplu olması için buradan da yazacağım.
Hz.Peygamber “Sizlere inek sütünü tavsiye ederim. Zira, ineğin sütü şifa, sütünden elde edilen yağı deva, eti ise derttir” buyuruyor. Ama tahmin edebiliriz ki, o süt sabahları yayılan, her türlü ottan yiyen ineklerin şifalı sütü idi. Aslında her türlü ottan yiyen inek dedim ama çocukluğumdan hatırladığım, inekler her türlü ottan yemezlerdi, bazı otları koklayıp geçerlerdi, belki de kendine ve sütüyle insanlara zarar verebileceği nitelikteki bitkileri Allah'ın bir tecellisi olarak es geçiyorlardı.
Bugün hayvanlar ışıkların hiç kapanmadığı ortamlarda, hareket edecek milim yeri olmadan GDO'lu yemlerle besleniyorlar. Bu zulümdür. Siz Arapça bilen biri olarak çok daha iyi bilirsiniz, zulüm eşyayı gerçek yerinden alıp; ona ait olmayan başka bir yere koymaktır. Hayvanlara, hayvanların gıdaları üzerinden insanlara yapılan bu zulmü nasıl durduracağız. Bugün Kemal Özer Bey’de bir twitte “Başbakan el atmadıkça bu iş çözülemez” demiş, sanırım siz de işaret ettiniz. Ben Başbakan’ın el atmadan düzeltilemeyecek olmasına gerçekten çok kızıyorum. O zaman tarım bakanı, tarımla ilgili kuruluşlar neden var? Bu itirazlar asıl oralardan gelmeli değil mi?
Zamanın bir yerinde şu cümleyi duymamış ve üzülmemiş bir Müslüman var mıdır merak ediyorum:
“Gün gelecek Allah’ın ayetleri silinecek!”
Allah’ın ayetlerinin kitaptan silinip, kitapların bomboş kalacağına inanmak ve bunun için fayda vermeyen bir üzüntü yaşamak mı; yoksa Allah’ın ayetlerinin adı üzerinde görünen şeyler olduğu, yaratılmış her şey olduğu, yaratılmış bütün canlıların bir ayet olduğu, biricik olduğu ve bu ayetlere doğasına uygun olmayan şekilde davranmanın ayetleri yok ettiğini akıl edip, çözüm yolları için birlikte düşünmek, hareket etmek mi?
Ben ikincisinin geçerliliğine inanıyor ve bunun için hareket etmek istiyorum ama bu konuda yalnızım ve ne yapacağımı bilemiyorum.
Belki sizinle birlikte düşünerek, hareket ederek bir çözümün ilmeği olabiliriz.
Ne dersiniz?
Selamen, ebeden, daimen…
Zuhal