7 Haziran 2012 Perşembe

Kürtaj, Geleneksel İslâm ve Karaman Hoca


Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır (İnşirâh: 5)

İnsan ilişkilerinde olduğu gibi iktidar-halk ilişkisinde de en önemli unsur ilkeler ve değerlerdir. Karşınızdaki insan ya da iktidarın temel ilkelerini bilmek sizinle onun arasında sağlıklı ilişkiler kurulmasına büyük katkı sağlar. Tersinden bakarsak, hangi durumda hangi temel ilke ya da değere göre manevra yapacağını bilemediğiniz insandan ya da iktidardan korkmanız kadar normal bir refleks olamaz… Dolayısıyla onunla olan ilişkilerinizin sağlığı neredeyse, bozuk saatin doğruyu gösterdiği “şuursuz ama yerinde” anlara indirgenmiş olur.

Bu bağlamda, “ülkemizdeki iktidarın değerleri, ilkeleri nelerdir?”le başlamak isteriz. Yani, “Muhafazakâr demokrat bir parti” olmak ne demektir? Öyle bir partinin iktidarındaki devletin, “demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti” olması nasıl bir durumdur? Beri yandan aynı partinin “dindâr nesiller yetiştirmek” amacını gütmesi ne anlama gelir, gibi soruların karşılıkları…

Dillendirdiğimiz bu üç soru veya üç tanımlama birbiriyle şu kadar uyuşur; şu ilke/değer, şununla hayatta uyuşmaz vs. Bunları da bir yana bırakalım… Diyelim ki iktidarın “âmentûsunu” yazanlar, deklare edilen bu değişik tanımlamaların neşet ettiği değerleri de bir biçimde birbirleriyle uyuşturmuş, buluşturmuş… Bu durumda galiba en azından şu söylenebilir: İktidardakiler muhafazakârdır ve siyaset ederken başvurdukları temel ölçütler ağırlıklı olarak dinî değerlere göre belirlenmektedir.

Peki sahiden de böyle mi? Elbette ki meselenin kendisi/özü, deli gibi kapsamlı bir mesele… Dolayısıyla, kendi fiziksel kısıtlarımızı da göz önünde tutarak, başlıktaki konumuz bağlamında temel meseleye, “tümden gelim” değil de bir tür “tüme varım”la yaklaşmaya çalışacağız…

Biraz geriye gidelim: Gidelim ve kürtaj ve ardından kadına ikrahla (zorlamayla/tecavüzle) yaptırılan zinadan vücut bulmuş ceninin kürtajı meselesinin gündeme hangi vesileyle düştüğünü hatırlayalım. Sonra da yine diyelim ki kürtaj meselesi yaklaşık on senedir iktidarda olan AK Parti’nin Genel Başkanı, Sayın Başbakanımızın aklına tam da “o gün” geldi. Hatta o kadar “o gün” geldi ki bundan yedi sene önce, “zînanın suç olmadığı” yasalaşırken dahi hiçbir çağrışım yapmadı zihinlerinde… Olabilir mi? Hüsnü zan besleyip olabilir, diyelim; neden olmasın?...

Pekalâ, kürtajla ilgili mevcut yasal durum nedir? 1983 yılında alınan karar, 10 haftalık olana kadar ceninin kürtajına izin veriyor. Hükümet ne diyor? 10 hafta çok fazla; biz bunu 4’e indirelim ve annenin hayatî tehlikesi dışında kürtaj yasak olsun; çünkü kürtaj, katliamla eş değerdir, diyor…
İktidar üyelerinin muhafazakâr oldukları ve argümanlarını İslâmî kurallara dayandırdıklarını var saymıştık. O halde yukarıdaki deklarasyonlar karşısında dönüp İslâm âlimleri bu konuda ne demişler; nasıl uygulamalara cevaz vermişlere bakmanızdan daha doğal bir refleks olamaz. Tabii kafanız karışmış ve aydınlanmak sizin için hayatî ise.

Biz tam da böyle bir arayış içindeyken; yani bir yandan ilmihâliyle büyüdüğümüz meşhûr fıkıh ve tefsir âlimi Ömer Nasuhi Bilmen’in (ö. 1971) fıkıh kitabını, diğer yandan –onun aktardıklarına daha yakından bakmak amacıyla– Hüccetü’l-İslâm (İslâm’ın delili), Gazzali’nin (ö. 1111) İhyâsını ve diğer imamların neler söylediklerini incelediğimiz günlerdeydi…  Hayrettin Karaman Hoca, Yeni Şafak’ta kürtja ilişkin üç ayrı yazı yazdı. Hemen hepimiz gibi İktidarın da fikirlerine büyük önem verdiği Sayın Hocamız yazılarında, ceninin düşürülmesine ilişkin mezheplerin görüşleri yanında, Gazzali’nin azil (erkeğin doğum kontrol yapması) meselesi altında hamileliğin aşamalarına değindiği ifadelerine de bazı referanslarda bulundu. Biz tüm bunları henüz gördük. Gördük ve anladık ki Hoca, Gazzali’nin İhyâ’daki tespitlerinin bir kısmı da dâhil olmak üzere İslâm mezheplerinin konuya ilişkin fikirlerini modern tıbbın tespitleri karşısında yeterince ilmî bulmamaktadır.

Hocanın “kürtaj konusunda eksik ve yanlış bilgiler” başlıklı ikinci yazısında Gazzalî’ye temel itirazı, onun anne karnındaki ceninin dört oluşum safhasını nitelerken kullandığı isimlerin –kendisine  göre– modern tıp terimleriyle örtüşmeyen içeriklerinden kaynaklanıyor, diyebiliriz.

Evet, belki de Gazzali kadının yumurtalığını bilmiyordu; ya da belki biliyordu ancak döllenmeyi anlatırken ille de “kadının ve erkeğin suyunun karışması” demek istedi.  Ve galiba İmam, İnsan sûresi 2. âyete  atıfta bulunmak istiyordu: “Gerçek şu ki, biz insanı katışık bir nutfeden (erkek ve kadının dölünden) yarattık” (DV meali).

İmam Gazzali, Arkasından gelen üç aşamayı da ilkinde nutfeye (su damlası) olduğu gibi Kur’an’da dört aşamayı anlatan âyetlere (Müminûn:14; Hac:5) referansla, oradaki terminolojiyle izah ediyor. Nutfe’den alaka’ya (kan pıhtısı) (1); alaka’dan muzga’ya (bir parça et) (2); muzga’dan izâm’a (kemik) (3) ve izâm’dan lehm’li izâm’a (etle kaplanmış kemik) (4) şeklinde.

Karaman Hoca’nın modern tıbbın bulguları ile diğer imamlar ve Gazzali’nin izahındaki aşamalara getirdiği itirazlara ilişkin söylenecek, yazılacak pek çok alanda ve pek çok şey var. Bunları şimdilik bir yana bırakıyoruz. Yalnız şunu eklemeliyiz: Elbette ki Gazzali, her dört aşamada cenine yapılacak müdahaleyi cinayet olarak tanımlıyor; ancak, altını çizdiği gibi cinayetin fâhişliği birden dörde değin derece derece artmaktadır.

Hayrettin Hoca’nın, son yazısında belirttiği üzere mezheplerce Kur’an’daki ceninin oluşumu (Müminûn:14; Hac:5) ve ona ruhun üflenmesinin (Secde:7-8-9) olası zamanına paralel olarak geliştirilmiş, ıskatı cenin (ceninin düşürülmesi) sınırlamaları var. Dört büyük mezhebin imamları 40 günle 120 gün arasındaki sınırlamalar dahilinde zorunlu hallerde kürtaja izin veriyorlar. Buna karşın, Karaman Hoca Kur’an’daki bazı âyetler ve modern tıbbın bulguları ışığında, yazılarının başından sonuna olduğu gibi nihayetinde de kürtaja hiçbir şekilde cevaz vermediği anlaşılan kendi görüşünü ortaya koymaktadır.

Kürtaja her şekilde karşı olup; değil sadece anne karnındakinin, dünyaya getirilen her çocuğun Allah’ın birer emaneti olduğuna inanan biri olarak, zorunlu hallerde (bebeğin sakat doğma ihtimali; annenin hayatî tehlikesi; tecâvüz gibi) en azından ilk 10 haftanın tamamlanmasına kadar muhakkak ki izin verilmesi taraftarıyım.  Dolayısıyla bendeniz, gerek iktidarın ve gerekse Karaman Hoca’nın kürtaja yaklaşımlarını anlamakta ve delillendirmekte zorlandığımı söylemeliyim. (Haftaya tecâvüzle hamileliğin kürtajının yasaklanması meselesiyle devam edelim inşallah…)

1 yorum:

Samet Nurettin dedi ki...

yaşadığım toplumda ilke ve değerlerin yaratıcısı ben miyim? benim irademden ve hareketimden kaynaklanan ilke ve kurallar ne koşulda yasamanın "ilgi alanına" girer? yazınızı okuduktan sonra aklıma gelen sorular bunlar.

devlet hukuk düzenini, kişilere, ilişkilere olaylara hukuksal bir biçim vererek oluşturur. tahmin edileceği gibi yasamanın maddi konusunu "toplumsal ilişkiler" oluşturur.

ve kapitalist devletin var oluş biçiminde üretim ve tüketim ilişkilerine katkı sağlamayan hukuki üretimler-yani yasalar- anlamsızdır. yapılan her düzenlemenin iktisadi bir odağı vardır.

bu bağlamda kürtaj meselesinin nüfus artış oranı 2004'ten beri ortalamanın altına düşmüş olduğu gerçeğiyle bakmamaz isek, konuyla alakalı fanteziler yani içsel bir meşruiyet kaygısıyla bakarız.

ne olur?

kürtajla alakalı ihyay-ı ulum ed-dinden ve diğer fıkıhçıların kitaplarından meşruiyet noktaları bulur, kürtajın hatam olduğunu kesinleştirir, kürtaj yaptıranı cani olduğunu beyan ederiz ve yasaklansın deriz ama TCK'ya bu cinayet suçunun yaptırımını eklemekten bahsedemeyiz.

çünkü mesele ilke ve değer sistemlerinin toplumsallaştırılması değildir. mesele önümüzdeki 20 yıla ilişkin iktisadi tablolardaki verilerin dengeye getirilmesi meselesidir.

iki sonuca varıyorum.

1- Üretim ve tüketim ilişkilerinin belirlemediği ilke ve değerler hukuki biçim verilemeyecek ilişki tarzlarına ilişkindir. bunu kabullenemeyen kitleler bu gerçek karşısında fazntezi üretim, sözde özgürlük savaşımı verirler.


2- kürtaj konusunu benim bedenim benim kararım şeklinde tartışmak ya da kürtaj haram mı helal mi den tartışmak, her iki kitlenin fantezileridir ve bu açık bir yanılsamadır.

fantazidir çünkü her iki kitleninde kapitalizme karşı özssel bir itirazı yoktur. hatta biri muhafazkar demokrasiyle diğeri de sosyal demokrasiyle iktidar savaşımı veren kapitalist sıçrayış ideolojileridir.

samet nurettin