7 Ağustos 2016 Pazar

Peki Ama Ülkemizin Bir “Terörle Mücadele Stratejisi” Var mı?



19.06.2016
Geçtiğimiz Temmuz ayından bu yana ayrılıkçı terör örgütü PKK ile çok büyük bir mücadele yürütüyoruz. Terörle imtihanımız maalesef,  PKK ile sınırlı değil. IŞİD belasının ülkemizde akıttığı masum kanı PKK ile yarışır nitelikte. FETÖ’nün ise hastalık bulaştırmadığı devlet kurumu, galiba kalmadı. Taşeron ya da değil; DHKPC ve adını ezberleyemediğimiz daha bir çok terör örgütünün Türkiye’de –öyle ya da böyle– kendine yaşam alanı bulduğu da bir gerçek.
              Peki ama ülkemizin bir “terörle mücadele stratejisi” var mı? Ne yazık ki yok ve olmaması âdeta eşyanın tabiatı gereği; çünkü belli bir stratejinin oluşturulabilmesi için önce sorunun her yönüyle ortaya koyulması, olabildiğince net bir fotoğrafın elde olması gerekir. Elbette ki bu da terörle mücadele bağlamında çalışan akademi ve Ar-ge temelli kuruluşların varlığıyla ilintili. Bu tür kuruluş ya da enstitüler, ancak uzun soluklu ve derinlikli saha araştırmalar yapıp devletin terörle mücadele stratejisini belirleyebilirse, terörle mücadelede anlamlı ve sürdürülebilir sonuçlar alınabilir. Lâkin ne yazık ki on yıllardır terörle mücadele hâlinde olan ülkemizde tek bir terörle mücadele enstitüsü bulunmuyor. Dolayısıyla, Kanada, İngiltere hatta Avustralya gibi dünyanın çok uzak bucaklarında bir başlarına ve neredeyse terörle hiç anılmayan ülkeler dahi son yıllarda terörle mücadele stratejisi açıklarken bizde her mesele gibi bu da el yordamıyla yürütülüyor.
              Bu cümleden olarak, yaklaşık bir yıldan fazla bir süre önce Leiden Üniversitesi’nden Edwin Baker’in verdiği “Terörizm ve Terörle Mücadele: Kuram ve Uygulamanın Karşılaştırılması” dersini internet üzerinden aldığımda, ülkemizdeki terörle mücadelenin ne düzeyde olduğu gözümde daha da netleşmiş oldu. Baker’in sahadaki sonuçlara ve akademik çalışmalara göre aktardığı pek çok bilgi arasında terörle mücadele yaklaşımları da var. Bunların arasında en etkili olanı “holistic” (bütüncül) yaklaşımdır. Tahmin edilebileceği üzere, bütüncül yaklaşım terörle geniş kapsamlı ve uzun soluklu bir mücadele öneriyor. Teröre karşı sert ve yumuşak önlemler almanın yanı sıra terörist faaliyetlerin çok daha öncesine odaklanıp nedenleri belirlemek ve ortadan kaldırmak için ulusal ve uluslararası önlemler almak gibi.
              Bu bağlamda yukarıda bahsi geçen ve terörle bizim çeyreğimiz kadar muhatap olmayan ülkelerin mücadele stratejileri bile bütüncül nitelikte öğeler içeriyor. Örneğin, Kanada devleti stratejisini “Prevent, Detect, Deny and Respond” (önle, belirle, engelle ve karşılık ver) şeklinde başlıklandırıp ilân etmiş. Yani; insanların teröre bulaşmasını önle, birey ya da grupların terör tehlikesi yaratabilecek faaliyetlerini belirle, teröristlerin faaliyetlerini gerçekleştirme yol ve fırsatlarını engelle ve terörist faaliyetlere orantılı, hızlı ve organize bir şekilde karşılık ver, böylece etkilerini azalt.
              Kanaatimce, en mühim olanı en önde zikredilen önleyici stratejidir (insanların teröre bulaşmasını önle). Başka bir ifadeyle, bineği daha baştan sağlam kazığa bağla; ya da sorun ortaya çıkmadan önce sorunu ortaya çıkarıcı olasılıkları ortadan kaldır; veyahut da tedaviden ziyade hasta olmama yöntemlerine odaklan.
Nasıl mühim olmasın ki? Terör sorunu, doğrudan varlık-yokluk/hayat-memat sorunudur. Nitekim ülkemizde yapılan kamuoyu araştırmalarında terör bir numaralı sorun olarak işaretlenmektedir.
              Önleyici anlamda, terörü doğurucu olasılıkları belirlemek için ‒başta belirttiğimiz gibi‒ öncelikle elimizde sorunun mevcut hâline ilişkin bir ülke fotoğrafının olması şart. Diyelim PKK, diyelim IŞİD, diyelim FETÖ, diyelim diğer terörist örgütler… “Neden?” sorusunu sormakla başlamak tartışılmaz bir doğrusuysa; bu soruya ilişkin birçok saha araştırmasının sonuçlarının devletin cebinde olması gerekmez miydi? Kim, ne koşullarda ve ne amaçla örgütlere katılıyor? Örneğin PKK bağlamında bakarsak; hâlihazırda Türkiye Cumhuriyeti nüfusuna kayıtlı kaç insan dağda? Dağa çıkıp devletle mücadeleyi seçen ya da dağa çıkmaya zorlanan gençlerin sosyo-ekonomik, psikolojik, ailevî, kültürel, eğitimsel vd. arka planları nasıl veriler içeriyor?
Ya da ülkemizi tehdit eden terör örgütlerinin her birine ilişkin toplumsal ve bireysel meşruiyet kanalları neler? Bu sözde-meşruiyet kanallarıyla hangi yöntemlerle mücadele edilebilir? Bu ve benzer temel ve içsel soruların cevabına sahip olmadan (bunlar halledildiğinde “dışsal” müdahaleler minimuma inecektir) terörle mücadele etmek ne kadar sürdürülebilir sonuçlar ortaya çıkarabilir? Kanaatimce sormaya bile gerek yok; çünkü böylesine kör bir mücadeleden sağlam bir gelecek beklemek hayatın doğal akışına aykırı. Dolayısıyla, umarım bir an önce çok ama çok derinlikli anlamda çalışılmaya başlanır ve akademi ve Ar-ge temelli kuruluşların ihdas edildiğini duyarız.

Hiç yorum yok: