Adrienne Mayor
Çeviri: E. Sonnur Özcan
Grek mitindeki egzotik toprakların güçlü kadınları
Amazonlar, avcılık ve savaşçılıklarıyla ünlüdür. En büyük Grek kahramanları
Heracles ve Archilles değerlerini zorlu Amazon kraliçelerini öldürerek kanıtlamıştır. Peki Amazonlar salt bir hayal
ürünü müydü? Arkeolojinin sayesinde bugün biliyoruz ki Amazonlar, Avrasya’nın gerçek konar-göçerlerini örnek
alıyorlardı.
Amazonları meşhur eden eski Grek mitlerinde
Amazonlar, bilinen dünyanın sınırlarında, Karadeniz ve ötesinde yaşayan sert
savaşçı kadınlardır. “Erkeklerle eşit” Amazonlar, savaşta erkekler kadar cesur
ve becerikliydi. Grek mitlerinde bu barbar kadınlar evdışı yaşamları, cinsel
özgürlükleri, avcılıkları ve savaşçılıklarıyla ünlenmişti. Grek mitinin en ünlü
kahramanları -Herakles, Theseus ve
Archilles- değerlerini, zorlu Amazon kraliçelerini öldürerek kanıtlamıştı.
Homer’in İlyada’yı yazdığı (yaklaşık MÖ 650)
zamana kadar her Grek erkeği, kadını ve çocuğu korkutucu Amazon hikâyelerini ezbere
bilirdi. Desenli pantolonlar ve botlar giyen, at binen, ok atan, savaş baltası
sallayan, mızrak atan ve kahramanca ölen Amazonlar, Grek vazo resimlemeleri ve
heykellerinde çılgınca popüler konular haline gelmişti.
Canlı “Amazonomachy”ler [Amazon + makhe
(savaş) + ia] (Amazon savaşı sahneleri) kamu binalarını süsledi. Amazonlar
değişmez şekilde cesur ve güzel fakat daima silahlı ve tehlikeli şekilde tasvir
edildi (bakınız resim 1).
Resim 1: Achilles, Troy'da Amazon Penthesilea'yı öldürüyor, Lucania vazo resmi
yaklaşık MÖ 400, Siritide National Museum of Policoro, (Marie-Lan Nguyen).
Kaynak: Figure 18.3 in Mayor, The Amazons: Lives and Legends of Warrior
Women across the Ancient World (Princeton, 2014).
Amazonlar gerçek miydi? Ya da cesur,
savaş-seven kadınlar sadece hayalî figürler miydi? Modern tarihçiler uzun
zamandır Amazonlar’ın Grek hikâye anlatıcılarının hayal gücü tarafından hayata
aktarılan ayrıntılı bir kurgu olduğunu varsaymaktaydı. Ancak şimdi, son
zamanlardaki şaşırtıcı son arkeolojik keşiflerin güçlü delilleri sayesinde
Amazon mitinin, Greklerce “İskitler” olarak bilinen bozkır kabilelerinin hakiki
savaşçı kadınlarını örnek aldığı doğrulanıyor.
Antikitede “İskitya”, Ukrayna ve Rusya’dan
Kazakistan ve Moğolistan’a uzanan, çok sayıda farklı fakat kültürel olarak
ilişkili konar-göçer atlı okçular tarafından iskân edilmiş geniş toprakları
ifade ederdi. MÖ 700 ve MS 500 arasında gelişen İskit yaşam tarzı atlar,
okçuluk ve her dâim savaşçılık üzerinde temellenmişti.
Bugüne kadar arkeologlar insan kalıntıları, zengin altından el işleri
ve özgün giysiler, zırh ve silahlar barındıran 1000’den fazla İskit kurganı
buldu (bakınız harita 1).
Harita 1: Eski İskitya. Harita çizimi:
Michele Angel
MÖ 7. Yüzyılda Grekler İskitler ile ilk
karşılaştıklarında Helenik şehir devletleri Karadeniz etrafında koloniler
kurmakta ve tüccarlar Orta Asya’nın içlerine doğru girmeyi göze almaktaydı. Greklerin
İskitya bilgisi genişledikçe, Amazonlar’a ilişkin tanımlamalar ve tasvirler bozkırın
konar-göçer âdetleri, kıyafetleri, atları, yayları, sadaklarını yansıtan daha
gerçekçi detaylara kavuştu. Yaklaşık MÖ 450’lerde Herodot ve diğer Grek
tarihçileri İskitya kadınlarının Amazon mitini andırır şekilde erkeklerin
yanında at üstünde nasıl savaştıklarını tasvir ediyorlardı. Eski kaynaklar, Fars’ın Kiros’u, Büyük
İskender ve Romalı general Pompey’in Amazonlar’ı andıran savaşçı kadınlarla
karşılaştığını bildirmiştir.
DNA ve biyoarkeolojik analiz ortaya çıkana
kadar, eski arkeologlar silahlarıyla gömülü her iskeleti daima erkek savaşçı
olarak tanımladılar. Ancak artık böyle değil. Günümüzün bilimsel testleri
eskinin, sadece erkeklerin savaşçı olduğu ve silahların da ancak ve ancak erkek
eşyası olduğuna dair eski varsayımlarını tersine çevirdi.
DNA analizleri İskit kadınlarının yaklaşık
üçte birinin aktif savaşçılar olduğunu ortaya koyuyor. Bugüne kadar 300
kadının, Bronz Çağ’dan MS 1. Yüzyıla tarihlendirilen kurganında mızrak, bıçak,
savaş baltası ve sadak beraberinde gömüldüğü ortaya koyuldu.
Silahlı kadın iskeletlerinin çoğu, savaş
mücadelesinden kaynaklı yaralar taşımakta; kemiğe gömülü ok başları, kılıçla
kesilmiş kaburgalar, sivri savaş baltalarıyla delinmiş kafatasları gibi.
Biyoarkeolojistler, kadınların yaya, hareket
hâlinde ve yüzyüze mi savaştıklarını yoksa at sırtında mı olduğunu, düşman
darbelerinden etkilenip etkilenmediğine dahi karar verebiliyorlar. Kadınların
çoğunun iskeleti hayat boyu at binmenin izlerine işaret etmekte ve elleri ağır
bir okçuluğun varlığını göstermektedir (bakınız harita 2).
Harita 2: Eski İskit topraklarındaki 300’den
fazla savaşçı kadın kurganına ilişkin Arkeolojik keşifler. Harita çizimi: Michele Angel
Altaylar’da donmuş hâlde bulunan birkaç
kurgan, İskit kadın ve erkeklerinin yoğun bir biçimde dövmeli olduklarını
gösterdi. Bazı kurganlarda yün, keçe, ipek, kürk ve deri giysiler bulundu.
Kadın ve erkeklerin üzerindeki giysileri Grek vazolarında resmedilenlere çok
benzer şekilde, bir örnekti: Kullanışlı pantolonlar, tunikler ve botlar.
Kadınlar, erkeklerle aynı onuru paylaşır hâlde
gömülmüşlerdi: Kurban edilmiş atlar ve matemciler için düzenlenmiş büyük tören.
Erkekler gibi kadınlar da silahlarıyla, zırhlarıyla, eşyalarıyla, kenevir içme
gereçleri ve törensel son yemekleriyle: Mayalandırılmış kısrak sütü [kımız] ve
demir bir bıçak saplanmış ahşap tabaktaki at eti.
Silahlarıyla gömülü en genç savaşçı kız
öldüğünde 10-14 yaşlarındadır. Bu savaşçı kızın kurganı konar-göçer çocukların
erken yaşlarda at binme ve silah kullanma eğitimi aldığını kanıtlıyor.
Bebeklerin hem erkek hem de kadınlarlarla birlikte gömülü olmaları da dikkat
çekicidir.
Kazakistan’da bulunan özgün bir savaşçı kadın
kurganı yaklaşık MÖ 300’lere tarihlendirildi. Kadın, sağ elinde büyük demir
hançeri olduğu halde gömülüdür. Yanındaki bir başka kurgan, sadağı ve 40 ok
başı ile gömülmüş 14-15 yaşlarında bir kızı barındırmakta.
Ukrayna’daki bir kurgan, 10 ile 45 yaşları
arasında değişen kadın iskeletleri barındırıyor. Kadınlar zırhlar, mızraklar ve
oklar eşliğinde toprağa verilmiştir (bakınız resim 2).
Resim 2: Demirden enli hançeri ve demirden
iki ok başıyla tipik savaşçı kadın iskeleti, İskit mezarı, MÖ 4. Yüzyıl, Foto:
James Vedder.
Kaynak:
Color plate 3, in Mayor, The Amazons: Lives and Legends of Warrior Women
across the Ancient World (Princeton, 2014).
Pek çok silahlı kadın kurganı, Rusya’daki Rostov-on-Don
[Azak Denizi yakınında] civarında gün yüzüne çıkarıldı. Örneğin, yeni bir
otoban yapılırken arkeologlar yaklaşık 20 yaşlarında genç bir kadının kurganını
kazdılar. At koşum takımı, demir savaş baltası ve Çin aynası ile çevrelenmiş
kadın, altından kuşlar ve geyikler ile süslü bir taç canavarlarla savaşan
maymunlarla savaşan maymunlarla süslenmiş turkuaz ve altından yapılmış görkemli
bir gerdanlık takmıştır. Kadının kurganındaki eşyalar İskit ve Asya motiflerini
birleştirmekle, konar-göçerlerin uzun mesafeli ticaretlerine tanıklık
etmektedir. Kadın bir okla öldürülmüştür.
Çok sayıda arkeolojik kanıt, kadınları ve
kızları evde oturup dokumacılık yapan ve çocuk bakan Grekler’in belli bir
düzeyde bir cinsiyet eşitliğinin onları hayretler içinde bırakacağına işaret
ediyor. Bunun aksine, konar-göçer atlı erkekler ve kadınlar sert bir
coğrafyada, sürekli hareket hâlinde,
avlanan, akınlar düzenleyen, düşman kabilelerle savaşan zor bir hayat sürdüler.
Çünkü kabilenin her bir üyesi bir paydaş olup her biri hayatta kalmaya katkıda
bulunuyordu. Kızları da erkekleri gibi at binecek, ok atacak ve savaşacak
şekilde eğitmenin bir anlamı vardı. Gerçekten de İskitya’da kadınlar için asıl
eşitlik yaratıcı, atların okçulukla birleşik olmasıydı. Hızlı bir atın üzerindeki
yay taşıyan bir kadın bir erkek kadar ölümcül olabilirdi.
Barbar kadınların savaşta erkekler gibi cesur
ve usta olmalarına ilişkin bolca heyecanlı anlatıları yaratmalarındaki
İskitlerin eşitlikçi yaşam tarzları, İskitler’den ilham alan Grekler için hem
canlandırıcı ve hem de yıldırıcıydı. Öyle anlaşılıyor ki ataerkil Grek toplumu
için olmayacak bir rüya durumundaki cinsler arası eşitlik fikrini keşfetmede
Grekler, kendileri için güvenli bir yer olarak Amazonlar hakkındaki mitlerini
buluyorlardı. Dolayısıyla, sadece orası için izin vardı.
Mitsel Grek senaryosu, her Amazon kraliçesini
yenilmez ulusal Grek kahramanlarının elinde ölüme mahkûm etmiştir. Bununla
beraber, daha sonra gelen tarihçiler, savaşçı kraliçelerin barbar
topraklarındaki yürüttüğü savaşları ve kazandığı zaferleri daha gerçekçi bir
şekilde kaydetti. Tirgatao, buna bir örnektir. MÖ 5. Yüzyılda Azak-Don
bölgesinde yaşayan Ixomatae’lerin (Azaklılar) lideriydi. Adının anlamı “ok gücü” olan Tirgatao, erkek
piyade okçulardan ve okçu ve kementçi atlı kadınlardan oluşan ordusuyla
Kafkaslar’da düşmanlarla savaştı. Bir keresinde yakalanıp kuleye kapatıldı
ancak cesurca oradan kaçarak Don nehrine döndü ve yeni bir ordu kurarak öcünü
aldı. Bir başka seferinde, kuşandığı savaş kemeriyle rakibini yere serdi.
Yaklaşık 300 yıl sonrasında, Amage (“çayır”),
bir Alan-Sarmat boyu olan Roxolani’lerin hükümdarı olarak ilan edildi. Amage de
bir çok zafer kazandı. En iyi 120 savaşçısıyla giriştiği bir akında kendi
elleriyle düşmanın liderini öldürdü. Liderin oğlunun yaşamını bağışladı fakat
onu barışçıl bir şekilde yöneticilik yapacağı konusunda ikna etti.
Eski Greklerin Amazonlar üzerinde tekel
oluşturdukları sıkça ileri sürülür. Oysa, savaşçı kadınlar hakkında hikâyeler
düzen; efsanevî ve tarihsel savaşçı
kraliçelerin anlatılarıyla heyecanlanan tek eski Grek kültürü değildi.
Bozkırların sert kadınları aynı zamanda Mısır, Fars, Kafkasötesi, Ermenistan,
Azerbaycan, İran, Orta Asya, Hindistan hatta Çin’deki sözlü ve yazılı
geleneklere ilham vermiştir.
Farslarla yaptıkları savaşlarda bazı güçşü
savaşçı İskit kraliçeleriyle karşılaştılar. Saka-İskit kraliçe Sparethra
(“kahraman ordu”) yaklaşık 300 bin atlı erkek ve kadından oluşan ordusuyla
Fars’ın Büyük Kiros’una karşı savaştı. Grek tarihçi Didorus’un anlattığı üzere,
“Sakalar savaşın tehlikesini erkekleriyle paylaşan güçlü kadınlarıyla” ünlüdür.
Sparethra, Fars güçlerini yendi ve Kiros’un oğullarından üçünü yakaladı ve
böylece Kiros’u barış anlaşmasına zorladı.
Sparethra ve Kiros müttefik oldular ancak
Kiros, Saka-Masaget kraliçesi Tomris ile savaşırken bu kadar şanslı değildi.
Yaklaşık MÖ 530’da Kiros, Tomris’in atlı okçuları tarafından bozguna uğratılıyorken
hîleye başvurdu ve yem olarak şarap kullanarak tuzak kurdu. Şarap içmeye
alışkın olmayan konar-göçerler katledildi ve Tomris’in oğlu kaçırıldı.
Hîleye çok öfkelenen Tomris, Kiros’a
gönderdiği haberde onu kana doyuracağına yemin etti. Sonraki savaştaki korkunç
kargaşa içerisinde Tomris’in ordusu Farslar’ın ordusunu yok etti. Kiros ölümcül
şekilde yaralandı. Tomris’in kralın cesedini bulduğu, kafasını kestiği ve kanla
dolu bir şarap kabının içine daldırdığı söylenir. Günümüzde Kazakistan,
Tomris’i ulusal kahramanları ilan etmiş ve onun onuruna bozuk para basmıştır
(bakınız resim 3).
Yukarıdan aşağıya, Resim 3: Saka-Masaget
Kraliçesi Tomris, Kazakistan bozuk parası, 2010, Kazakistan Darphanesi’nin
izniyle; Resim 4: Kalmık kahraman-kız Saykal, Orta Asya Manas Destanı’ndan,
İllüstrasyon: Teodor Gercen, Kırgız
Cumhuriyeti posta pulu, 1995. Kaynak: 24.2 in Mayor, The Amazons: Lives and
Legends of Warrior Women across the Ancient World (Princeton, 2014).
Med İmparatorluğu döneminde (MÖ 625-550) bir
başka Saka kraliçesinin hayatı eski Fars (İran) aşk hikâyesine ilham verdi.
Cesur Zarina (“altın”) pek çok düşman yakalardı. Partlar Zarina’dan Saka-Part
ve Medler arasında bir dizi savaşa yol açacak bir isyan başlatmasını istedi. Yapılan
savaşların birinde Zarina ile Medler’in komutanı Stryangaeus yüz yüze geldiler.
Komutan Zarina’yı atındandüşürdü ve fakat onun cesaretinden aşırı derecede
etkilendiği için tekrar atına binip kaçmasına izin verdi. Bir süre sonra,
Stryangaeus Zarina tarafından yakalandı; fakat Medli onun hayatını bir zamanlar
bağışladığı için serbest bıraktı. Sonra, Medler ve Sakalar’ın barış ilan
etmelerinin ardından, Stryangaeus Kraliçe Zarina’yı Rhoxanake’de (”parlayan
şehir”) ziyaret edip eski düşmanına karşı duyduğu ölümsüz aşkı ilan etti. Bazı
araştırmacılar, bu aşk hikâyesini Troy’da yiğit Amazon Penthesilea’yı
öldürmekten pişmanlık duyan Archilles’in trajik Grek miti ile
karşılaştırılmıştır; ancak, Fars hikâyesi çok farklı bir senaryo sunar: Zarina
ve Stryangaeus, savaşta birbirlerinin hayatlarını bağışlamışlar ve böylece
dostluk ve aşk mümkün olmuştur.
Bazı Çerkez efsaneleri bir Kafkasya Amazon
karliçesi olan Valdusa ve onun bütünüyle kadınlardan oluşan ordusunun Thulme
tarafından yönetilen Çerkez erkeklerle nasıl savaştığını anlatır. Pek çok
sonuçsuz çatışmanın ardından ordular bozkırda
bir kez daha karşı karşıya gelir; ancak bu kez Valdusa, Thulme’den özel
bir buluşma talep eder. Orduların arasında bir çadır kurulur ve liderler yalnız
bir şekilde içine girerler. Çift, ertesi gün ortaya çıkınca Valdusa evlenmeye
karar verdiklerini ve artık ortak düşmanlarına karşı eşit bir şekilde ve
beraberce savaşacaklarını ilan eder. Aşıklar, askerlerinden kendilerinin
sunduğu örneği takip etmelerini isterler. Kadın savaşçılari Çerkez erkekleri
kocaları olmaya davet ederler. Efsanenin her versiyonunda Çerkezler ve
Amazonlar güçlerini birleştirmiş ve yoldaşlar olarak sonsuza dek birlikte
savaşmışlardır. Efsane, Herodot’un bir grup Amazon’un İskit erkekleriyle dövüşmesini
ve sonra aşığıyla kaçmaya, böylece Sarmatları oluşturmaya karar vermesine
ilişkin daha eski kaydını hatırlatır.
Son dönemde bulunan bir Eski Mısır papirüsü,
benzer bir mutlu son anlatır. Suriye’nin Amazon kraliçesi Serpot, (“mavi
nilüfer”) Mısırlı komutan Pedikhons ile
tek bir savaşta çatışır. O kadar iyi uyumlanırlar ki kimse kazanamaz. Birkaç
karşılaşmanın ardından birbirlerine âşık olurlar. Güçlerini birleştirmeye ve
düşmana karşı birlikte yürümeye karar verirler.
Kadın ve erkek savaşçıların eşitler şeklinde
birleşerek aşkta ve savaşita yoldaş olduğu diğer olay örgüleri Orta Asya’nın ve
hatta Çin’in eski geleneklerinde bulunmakta. Kırgız, Kazak, Nogay, Uygur ve
Türklerin saz şairleri tarafından asırlardır söylenen bir efsaneler külliyatı
olan Manas destanında Kalmık savaşçı-kahraman Saykal ile kahraman Manas’ın
hikâyesi yer almaktadır (bakınız resim 4). Kırk Bâkire üzerine söylenen Özbek
ve Kırgız şiirlerinde, kadın lider Gulaim’in Aral Denizi’ndeki kalelerinde
zalim Kalmık liderini tek bir dövüşte yenmesi anlatılır. Bu zaferde Gulaim’e
bir başka boyun kahramanı Arslan yardım etmiştir. Gulaim ve Arslan birbirlerine
âşık olurlar ve Karakalpaklar, Türkmenler, Özbekler ve Kazaklar’dan
oluşturdukları bir koalisyon kurarlar. Böylece pek çok zafer kazanırlar. Benzer
bir hikâye örgüsü, İç Asya’nın konar-göçer savaşçı kadınlarıyla ilgili olarak
Çin halk şarkılarında da bulunur.
Kaynak: http://www.worldfinancialreview.com/?p=5246
Yazar
Hakkında:
2006'dan beri Stanford Üniversitesi'nde Klasikler ve Bilim Tarihi bölümünde research scholar olarak çalışan Adrienne Mayor , aralarında The Amazons: Lives and Legends of Warrior Women across the Ancient World (Princeton, 2014) ve Pontuslu Mithradates VI'nın biyografisi, The Poison King’in de olduğu beş kitabın yazarıdır. Kitapları on dile tercüme edilen Mayor’ın The Posion King’i 2010’da National Book Award’da nonfiction finalisti olmuştur